Close
“sınanmamışlığın kibri”

“sınanmamışlığın kibri”

Ürün henüz gerçek saha koşullarında denenmemiştir.

Başına henüz ciddi bir felaket gelmemiş birtakım tiplerin, başkalarının hayatına ilişkin sergilediği arsız özgüveni izliyorum. Kendi karakterlerinin sınırlarından habersiz bu kendinden menkul ahlak otoriteleri, yaşamadıkları acılar hakkında hüküm vermekte öylesine pervasız ki cehaletin bu kadar büyük bir özgüvenle birleşmesi başlı başına klinik vaka. Alemin taksonomik açıdan en talihsiz keşiflerinden biri olan mevzubahis alt tür, hayat tarafından henüz hırpalanmamış olmayı üstün bir karakterin kanıtı sanacak kadar ilkel bir muhakeme yeteneğine sahip.

Kendi omurgalarının dayanıklılığına dair ellerinde tek bir ampirik veri bulunmazken başkalarının kırılma noktalarını teşhis etmekte uzmanlaşmış, yaşamadıkları felaketlerden ahlaki paye devşirerek beslenen tuhaf bir asalaklık geliştirmişler.

Şahsiyetlerinin henüz ciddi bir çıkar çatışmasından geçmemiş olması da sürü içindeki itibarlarını artırıyor, kuşkusuz. Övündükleri cesaretin kullanılmadığı, savundukları ilkelerin sınanmadığı düşünülürse taksonomik sınıflandırmalarına Homo sapiens ibaresini eklemekte biraz acele edilmiş olabilir. (Şuraya bir dikey sürüngen çizelim…)

Ahlaki sermayelerinin tamamı başlarına gelmemiş olaylardan oluşan bu alt türle eğlenmek de benim sapkınlığım olsun.
Alt türün en gelişmiş refleksi, maruz kalmadığı tehditler karşısında göstereceği cesareti önceden ilan etmek olabilir. Korkunun kişiye neler yaptırabileceğini öğrenmeden ahlaki dayanıklılık konusunda uzmanlaşmış, başkalarının felaketlerinden kendilerine karakter sınavları hazırlayıp cevap anahtarını da bizzat düzenlemişler. Cesaretlerine ilişkin referans araştırması yapılsa anketi muhtemelen kendileri yanıtlayacak. Bilhassa “Ben olsam” seslenişiyle tanınan örnekler, köşeye sıkışmış birinin neden daha erken çekip gitmediğini sorgularken, mesela ekonomik bağımlılıkla ilgilenmiyor.

Başkasının hayatına ilişkin karar vermenin müthiş bir kolaylığı var, sonuçlarına katlanacak kişi başkası.

Kendi ilişkilerindeki sıradan bir anlaşmazlığı çözebilmek için haftalarca çevresini seferber eden numunenin, yıllarca ağır baskı altında yaşamış birinin davranışlarını beş dakikada teşhis etmesi de bilişsel kapasitesi hakkında yeterince fikir veriyor. Türün kendi hayatındaki küçücük aksiliklerde geliştirdiği duygusal dağarcık, başkalarının felaketlerinde her nasılsa iki kelimelik bir karakter analizine indirgeniyor.

Türün sınıfsal dağılımı da bi acayip. Baba tapulu dairenin balkonundan özgürlük üzerine ahkam kesen küçük burjuva, geçim sıkıntısı çeken emekçinin neden risk alamadığını kavrayamıyor misal. Aile bağlantılarıyla meslek edinmiş başka bir örnek, başarısızlığı azim eksikliğine bağlarken de türüne münhasır. Nüfus kayıt örneğiyle edinilmiş ayrıcalıkların kişisel liyakat diye pazarlanması, popülasyonun en gelişmiş adaptasyonlarından hakeza. Ya da işte başkasının suskunluğunu korkaklıkla açıklayan canlı, kendi patronunun karşısında profesyonel ilişkilerin hassasiyetini keşfedebiliyor, ne hikmetse.

Aile servetinden beslenen bir omurganın bağımsızlık konusundaki bu üstün performansını da belgeselciler değerlendirsin. Ekonomik güvencesi kesildiğinde fikri faaliyetlerinin kaç dakika sürdüğü ayrıca ölçülebilir.

Haliyle söz konusu türün menfaatleri tehlikeye girdiğinde ilkelerini süratle revize edebilmesi, omurgasının anatomik konumuna ilişkin ciddi kuşkular doğuruyor.
Felaketlerin dışavurumuna duydukları asilzade hassasiyet ise düpedüz siktire şayan. Bu sürü, korkunun bile estetik bir disiplin içerisinde yaşanmasını bekleyecek kadar ileri bir görgü anlayışı geliştirmiş. Korkunun biyolojik bir tepki olduğunu henüz öğrenememiş organizma, korkuya maruz kalmış birinden kusursuz bir diksiyon ve fevkalade ölçülü bir sinir sistemi talep edebilmekte. Panik yaşanacaksa zarifçe yaşanmalı, öfke duyulacaksa sözcükler özenle seçilmeli; mümkünse ruhsal yıkımın koreografisi önceden çalışılmalı çünkü sürünün estetik beğenilerine zeval getirilmemeli. Belli ki felaketin kendisiyle ilgilenmektense felaketzedenin performansını değerlendirmek daha cazip.
Madalyonun iki yüzü ayrı rezil; kendi küçük kırgınlıklarını haftalarca çevresine anlatabilen bu numunelerin başkalarının ağır yıkımlarını uzun süre konuşmasını abartılı bulması, filan. İki günlük bir sosyal dışlanmayı şahsi tarihlerinin büyük trajedisi olarak kayda geçiren organizma, gerçek bir felaketin yarattığı ruhsal sarsıntı karşısında şaşırtıcı bir kanaatkarlık sergiliyor. Acıya ilişkin bütün değerlendirme ölçütlerinin numunenin şahsi konforuna göre değişmesi zoolojik açıdan yaratıcı doğrusu.
Sürünün sosyal hiyerarşisinde yükselmek de kolay. Hiç sınanmamış fikirlerin değişmezliği entelektüel tutarlılık, deneyimsizliğin verdiği pervasızlık güçlü karakter olarak şakşaklanıyor. Yaşadıkları nedeniyle düşüncelerini gözden geçirmiş kişiler ise kararsızlıkla suçlanıyor bir yerlerde. Üstelik en çok ahkam kesen örneklerin kişisel tarihlerine bakıldığında, başkalarının dayanıklılığını ölçmeye yarayacak herhangi bir uzmanlıklarına rastlanmıyor. Karakterlerinin sağlamlığını kendi beyanlarıyla kanıtlayıp toplumsal itibar edinen bu arkadaşların, otorite üretiminde sahte diploma sektöründen daha başarılı oldukları muhakkak.
Bu alt türün zihinsel faaliyetlerini saksı bitkileriyle karşılaştırmak istemiyorum yine de; bitkiler çevresel koşullar değiştiğinde yön değiştirebiliyor zira.
Özetle ben şu organizmanın toplumsal dolaşımına tüketici mevzuatı kapsamında düzenleme getirilmesini salık vereceğim galiba. Henüz ciddi bir tehditle karşılaşmamışların üstün dayanıklılık iddiasıyla piyasaya sürülmesi, yanıltıcı reklam açısından da incelenebilir, çünkü neden olmasın…
Kendi kırılganlığını henüz tanımamışken başkasının korkusunu estetik kusur olarak değerlendiren numunelerin ambalajlarında bilimsel dürüstlüğe ihtiyaç yok mu yani? (…)
Close