Takvim dilini ısırdı, yedinci günün yorucu izi,
Avucumdaki cihaz; hafif, soğuk cenaze ikizi
Kırık bir gök camda, kasada senden akan sızı,
Yarı canlı, yarı arızalı, mahzun dünya dizisi
Öğle vakti astı ışık kendini göğe birden bire,
Evim dar, ışık kindar, yüzüm döndü gölgeye
Sırtı açıldı cihazın, döküldü metal tarih,
Minik, yağlı, kararsız; tersine dönmüş talih
Piller şişkin lohusa, kapta pullar solgun,
Ben duran son kan bağıydım orada;
Fazla düzgün, suçlu ve büsbütün suskun
Ustanın eli sakin, sakinlik resmi bir ayıp,
Ölüye mesafeli dokunmak, apayrı bir kayıp
Fotoğraf parlak itiraf, gülüşü çiviler yavaşça,
Yok oluşa süpürge çeker, izler durur uzakta
Arkada terbiyeli bir sahne; şık ve haşin,
Bana ses lazım şimdi; gür, diri ve derin
Ekranda tarihler, mezar taşı eğitimi almış sıra,
Gün, ay, yıl; askeri bir sessizlik duvarlarda
Klasörde adın yok, iyi ki yok, ne ala;
Yoksa tavan diş çıkarırdı, acı çökerdi odada
Dünya kadar kısa sürdü, çocukluk gibi yitti
Bıçaksız kesik kadar temiz, pürüzsüz bitti
Tek başına yürümeyi yeni öğrenmiş gibi henüz;
Yamuk ve asi; her kural için elinde bir gürz
Kulak terbiyeli yer, göğsüme bastım sesi,
Orada eski hesap, kederli her köşesi
Üç saniye boyunca evrak kılığı çıktı aradan,
Islak saçlı bir akşamüstü geçti buralardan.
Akıllar bir karış boşlukta, son kumaşa değerken ten,
Boğazda minicik rüzgarlar koptu giden sesten
Dünyaya nihai sürtünme; ürkek, sade, kızgın,
Eve getirdim nefesi, avcumda bir yangın
Poşet yok, cep yok; çıplak etle taşıdım,
Yükler elde kalırsa siler insanı adım adım
Keskin, sabırlı ve medeni bir sökük;
İki iskemleden birinin boynu bükük
Biri ondan yana, biri benden yana anlamsız,
Eşyalar eski tanık; dolu, kapalı, zamansız
Kaydı açtım; ilkinde sesin, ikincide yokluğun,
Üçüncüde yüzüm; donuk, büyük, yel soğuğun
Ev yine küçüldü, duvar çekti kendini geriye,
Fişteki rakamlar döndü minik bir cenazeye
Cızırtıdan senin yarım kalmış akşamın aktı;
İnce, kaçak, namümkün; kirpiklerimi yaktı
Sabaha karşı sustu nihayet o yorgun cihaz,
Ben susmadım; azaldım, bende insanlık az
Aynada şarjı biten soyağacı, donuk bir resim,
Kendine geç kalan; silik, sivil ve yetim.
Zil çalınca hemen yükseltmiyorum artık sesi,
Önce göğsüme bakıp dinliyorum nefesi.
Orada isimsiz bir dosya yanıp sönüyor hala:
Büyük. İnatçı. Müstesna.
Yas 06.26
