Korku, sabaha karşı çöken şahsi bir karaltı sanılınca insan uykusuzluğunu suçladı ve iş tatlıya bağlandı; nitekim çağın marifeti burada gizliydi. Borusu sınır hattından market rafına, banka uygulamasından kira kontratına kadar uzanan yapısal bir düzenek bu. Kaskı, ihalesi ve müteahhidi hazır olan korku, kazdığı mülksüzleştirme çukurunu her seferinde güvenlik kurdelesiyle açmakta. Kiracının yutkunduğu sesle işçinin itirazı bu sebeple aynı üretim basıncına bağlı; yedek emek ordusunun genişletildiği bu sofrada kırıntı küçüldükçe kavga tam da bu mekanizmayla büyüdü.
Sermayenin kadim oyunu zaten hep buydu: Bölüşümü gizleyip lokmaları birbirine düşürmek.
Karanlık Oda
Haliyle göç meselesi de sadece vicdan lügatiyle taşınamazdı; sınırın hemen arkasında ucuz emek piyasasının karanlık odası işledi. Ekranlarda ‘demografik tehdit’ diye köpüren ağızlar ile içeride faturasız işçi çalıştıran patron bu nedenle aynı madalyonun iki yüzü haline geldi. Ücret savaşı mahalle hıncına tahvil edilirken sınıfsal öfkenin en kırılgan bedene ihale edilmesi de bu kurgunun bir parçasıydı. Minareyi çalan zaten kılıfını hazırlamıştı; egemen akıl bir eliyle kayıt dışı sömürünün kapısını açıp ötekiyle milliyetçi nutku parlattı. Dolayısıyla mesele hiçbir zaman kimlik nazı sayılmazdı, emeğin kelepçelenmesi asıl mevzuyken mülksüzleşen yığınlar pazarın mantığıyla savruldu. Evini kaybeden insan pazarlık gücünü de yitirdi ve canlı özne, nihayetinde yönetilecek bir nüfus yoğunluğuna indirgendi.
İç Rejim
Nitekim şehrin sınır teli kapı kilidinde her ay yeniden fiyatlanmaktadır. Banka uykulara faizle girerken, işverenin dışarıdaki işsizleri masanın altında bir sopa gibi beslemesi bundandı. Cop inerken ses çıkardı, kira artışı ise evi sessizce daralttı; hangisinin daha derine işlediğini ise en iyi mutfaktaki bütçe bildi. Enflasyon bu yüzden rakamların terbiyesizliği olmaktan öte, insanın kendi hayatından utanmasını hedefleyen sinsi bir iç rejim kurdu. Market arabasına konamayan her ihtiyaç kişiye kesilmiş bir sistem cezasıydı ve perde aralığından bakan algoritma, herkese kendi yabancılaşmasını geri kustu.
Nihayetinde ortak acı, kolektif bir bilince evrilmesine fırsat verilmeden rıza imalatıyla lime lime edildi.
Ambalajlı Kavram
Korkunun kirli mahareti, aynı sömürüden kanayanları karşı karşıya getirmek üzerine kuruluydu ve güvenlik dili, bu asimetrinin en elverişli temizlik malzemesiydi. Askeri bütçeler trilyonları aşarken okulun kaloriferinin yanmaması, halk sağlığının tasfiye edilmesi hep bu öncelikle ilgiliydi. Güvenlik kavramı halkın canını korumaktan ziyade, sermayenin akış kanallarını ve mülkiyet ilişkilerini kolladı. Siyasal hava ağırlaştığında hegemonya aygıtları dili bozdu; işçi grevi sabotaj, protesto ise düzen lekesi sayıldı. İnsan kendi cümlesini daha kurmadan sansürledi çünkü sistem bunu, yani ağzının payını almaktan ürken uslu yurttaşı aradı. Biyopolitika hangi hayatın harcanabilir olduğunu hesaplarken tilkinin dönüp dolaşıp geldiği kürkçü dükkanı yine nüfusun ve emeğin yeniden üretimiydi.
Sabır Fetişizmi
İklim krizi de aynı birikim modelinin bir başka renginden ibaretti. Kuraklık mutfakta büyürken, selin mülksüzü uzağa itip zenginin kapısına yalıtılmış güvenlik takması aynı mantığın ürünüydü. Betonun sıcağı varoşta bedene çökerken serin odadakiler tasarruf ahlakı üzerine ahkam kesti. “Aynı gemideyiz” masalı bu eşitsizlik yüzünden karaya oturdu; kamaradakiler buzlu içkisini karıştırırken makine dairesindekilere sabır fetişizmi dayatıldı. Kader dendiği an sorumlular buharlaşıyordu, nitekim bu panik başıboş sayılamazdı, zira usulünce döşenmiş bir sömürü hattı her zaman vardı.
İşin en sinsi yanı, dışarıdaki baskının içeride dili mıhlayan küçük bir sistem memuru doğurması ve insanı kendi korkusunun gardiyanı yapmasıydı.
Tersine Akış
Yine de hiçbir tesisat sonsuza kadar pürüzsüz işlemedi; vana paslandı, basınç en sonunda birikti. Korku düzeni, insanları tecrit etmek için kurduğu kanallarda farkında olmadan ortak bir sınıfsal inilti taşıdı. Kiracının boğazındaki düğüm ile işsizin sabahı aynı çelişkide buluşacak bir yer aradı birdenbire. Yönetenler bu sızıntıyı gizlemek için bayrak sopasını ve ahlak kürsüsünü sırayla sahaya sürse de, mülkiyet planı açıkça göründü. Korku, yukarıdakilerin aşağıyı hizaya sokmak için döşediği en pahalı üstyapı aygıtıydı; karı gasp edenler faturayı hep halka kesti. Ne var ki halk, kendi korkusunun altyapı planını eline geçirdiği ve o boruların hangi zengin evine açıldığını gördüğü gün o su tersine aktı.