18:24.
Kurtuluş Caddesi, daktilo şeridine sıkışmış eski bir yörünge gibi kıvrılmıştı. Takvim bu anı sayfanın kenarına kara bir leke halinde iliştirirken, gün semtin taşlarına sinmiş çalışkan karanlığın içinden geçiyor, zamanın genetik haritası kaldırım aralarında kırılıyordu. Üstünden akan ayak seslerini, sigara izlerini ve küçük telaşları kendi yüzeyine emen canlı bir deriye benzeyen cadde, artık geçilen sıradan bir hat gibi davranmayı bırakmıştı.
Kirin nizami çizgilere karşı yürüttüğü o derin sürtüşme burada açıldı.
Merkez işlem birimindeki hata, caddenin damarlarına yayılan koyu bir akım gibiydi. Alışveriş yükü gibi duran naylon poşetler elde sallandıkça küçük arızalar saçıyor, yanık tütün dumanı yüzlerin arasına kirli bir perde indiriyordu. Avuçlarda buruşturulan fişler ısındıkça sayılar, iadeler ve küçük harcamalar bir anda kişisel delillere dönüştü. Bakışlar birbirine çarpmadan geçmenin ezberine tutunurken kent terbiyesi denen parlatılmış aldatmaca kılcal yerlerinden çatladı; taşın altında eski bir ezilme kabardı ve bedene bağlı karanlık, sahibinden habersizce yan sokağa doğru kaydı.
Kuru temizlemecinin loşluğunda, naylona sarılı sahipsiz kumaşın lifleri arasında eski bir kullanımın hayaleti geziniyordu. Yaka hizasından sızan koyu parça harfe de böceğe de benziyor, fakat ikisine de teslimiyet göstermeyen küçük bir hüküm kalıntısı, yazıya çevrilmemiş bir emir, maddeye saplanmış bir aksaklık olarak duruyordu. Zemine değer değmez çatlakların içinden başka bir düzen yürüdü. Yüzey, anlamı reddeden işaretlere açıldıkça okunamayan karanlık yazı büyüyerek kalabalığın içine sokuldu ve ad verilemeyen şeye karşı savunmasız kalan gövdeler, semtin unutkanlığına kazınmış eski bir kaydı, kaldırımın altındaki derin kıpırtıyı sezdi.
Şişli istikameti artık yer adı gibi durmuyor; egzoz dumanına karışmış eski bir talimat, kaputlara vuran donuk lekelerle semtin karnına doğru bükülen arızalı bir geçişe dönüşüyordu. Araç camlarında yüzler uzarken, akıştan çok kendi çevresinde dolanan bir unutma biçimine benzeyen trafik yüzünden yol, Kurtuluş’un iç tarafında açılmış dar bir aralıktan sızdı.
Koyu parça eski posta kutularının bulunduğu karanlık geçide ulaştığında, yanlış adrese bırakılmış faturalarla adres değiştirmiş hayatların arasından ezgin bir kapak aralandı. İçinden düşen kurumuş karar parçası, harfsiz hâaiyle ele değdi ve bütün caddenin anlayacağı bilgiyi bıraktı: Kurtuluş yeniden formatlanacaktı.
Haber gibi yayılmak yerine semtin derisinin altında açılan bir yarık halinde büyüyen bu bilgi, değdiği yerde sızısı kola yürüyen küçük bir çarpma bıraktı ve caddenin yüzü gerildi. Lekeler kabuklarına çekilirken, eğriliklerin üstüne çöken görünmez baskısıyla kepenklerden askeri bir emir duygusu yayıldı. Camlardaki buğu çözülünce duvarların kabaran yerleri, yakalanmış bir organın saklanma telaşıyla içe kaçtı.
Temizlik harekatı adıyla gelen düzen, merhameti sökülmüş bir imha niyetiydi. Semt ölçüye yatırılarak bozulmuş meyvenin kokusu kayda geçirildi; duvar diplerinde kalmış eski küfürler kazındı ve saksı toprağındaki arı, bitmeyen borcun kararmış gölgesine iliştirildi. Kapı eşiğinde uzayan kararsızlık, kötü tamir edilmiş zilin titrek sesiyle aynı hükmün altına, gereksiz yük maddesine itildi.
Burada varlık, biraz taşarak kurulur. Aylık hesabın dar ağzına sığmayan, ay sonu yaklaştıkça daralan nefes semtin vitrinlerine bulaşır; çizilmiş rotaların uysal hattını bozan sapma da canlıdır. Eve dönüşte yutulmuş bir söz yolun ortasında kendini hatırlatır, resmi kayıtta karşılık bulamayan aralıklar faturanın arkasında bekleyen korkuyla birleşir ve geç kalmış özür sırtta kambur gibi taşınır. Semtin canlı kısmı bu kaçak yerlerden sızarken, aklı sadeleşmeyi kurtuluş sanan cihaz bunu kavrayamadı. Semt ise ağırlığıyla, lekesiyle, gecikmesiyle, kötü aydınlatmasıyla ve üst üste binmiş hayatlarıyla canlıydı.
Yerin altında kadim bir hesaplama dolaşıyor, semtin tabanına yerleşmiş eski akıl kendi kendine işlem yürütürken camların iç yüzünde ter beliriyordu. Kediler boşluğun merkezindeki görünmez noktaya bakıp kalırken, gökte açılan o gürültüsüz yarık arkasında yaşayarak kirlenmemiş, parmak izi yerine cansız parlaklık taşıyan başka bir Kurtuluş’u, klinik bir hayalet bölgeyi barındırıyordu.
18:24 yazılı çekmece aralıktı; en üstte duran, yaşamanın kazındığı hizalı ve insansız cadde fotoğrafının arkasındaki harfsiz iz aynı hükmü taşıyordu: “Bu sürüm az arıza içerir.” Kurtuluş, lekeleriyle raporu kirleten canlı bir artık, bir arıza olarak kayda geçmişti. Değişim adı altında hafifletilecek, içinden hayat sızacaktı.
Kütle yarıldığında ışık veya duman yerine ses döküldü. Yokuşta boğulan motor gece yarısı çekilen suyun borulardaki yankısına sürtündü, kepengin çığlığı yutulmuş küfrün karanlığında çatallandı. Semtin bozuk gramofonunu resmi duyuru sesine benzetmeye uğraşan cihaza karşı itiraz, kahramanlık kılığına girmeden, sadece kirini geri isteyen bir canlının hırlaması olarak başladı.
Poşetin içindeki sıcak boşluk kütleye çarparak yüzeyi göçürdü, bir koldaki dövme harflerini kaybedip cihazın üstünde lekeye döndü ve duvardan yürüyen su, eski borçları ve utancı tabana indirdi. Kuru temizlemeciden gelen ağır ütü, hesabın dışından gelen hantal ve yamuk bir darbe halinde inince 18:24 yazılı çekmece çatladı. Bu ses, bir buyruğun kendi dilini yutmasıydı.
Gökteki klinik kopya büzülürken yaşanmamış Kurtuluş kendi cansız parlaklığının ağırlığı altında katlanıp göğün arkasına itildi.
Semt eksilerek geri geldi. Sabah bazı kepenkleri kısa gecikmeyle açtı, silinen camlarda yeniden buğu yürüdü ve gün içinde yer değiştiren duvar çatlağı, tabeladan düşen harfin bıraktığı boşlukla akraba oldu. Gece rüyalar kişisel sınırlarını kaybedip tanımadık evlerin eski sabahlarına sızarken, sabaha karşı cızırdayan radyodan anlaşılır bir yayın gelmedi.
Yenilgi de sayılmazdı bu, zafer de; sadece silinmeye kalkışılmış bir lekenin yüzeyde kalması gibiydi.
Gün ağardığında cadde, yanlış yere yanaşan araçları, sıkışan kepenkleri ve su birikintisinden fırlayan çamurlu izleriyle o kirli ritmine döndü. 18:24 artık sıradan bir vakit değil, caddenin etine saplanmış, bazı günler yürürken batan küçük bir kıymıktı.
Şimdilik.