Siber çengelde sallanıyorduk; sirk rahiplerine emanet etlerimizle,
Dikişi patlak gökte sona eklenmiş nihayetlerdik.
Çadırın söküğünden içeri dolmuştu yıldızların yamuk hücumu,
Mekansız bıçak avucunda pusulası erimiş kör kurgu.
Küp şekline zorlanmış su, ıslanmaya kapalıydı,
Köşe başında dijital saat ters arşivini kurardı.
Rüzgarı ipe sermiştik; kemik mandallar noksandı,
Işık kordur, karanlık işitmez; devre çatlak, akıl yanık.
Çaydanlıkta kaynardı demlenmeyi bekleyen suskun inat,
Laf boş ahırda otlanır; damakta kalırdı bayat.
Gırtlağa dizili dikenlerdi alfabenin harfi,
Kayıp elçi son kumaşı biçer; enkaz hırpani.
Camları yalayan kül, kitabenin üstünde kalın tartı,
Bulut ütülemek yasak işlem; istenç aksak, yarı uğultu.
Dik açıyla yükselirdi vizon renkli ruhsuz yığın,
Altında kaskatı senet; tepesinde nemli heyelan.
Kıvrılarak uzardı siyah, donuk unutkanlık akıntısı,
İçtiğimiz gölge, bellek deposuna bırakmıştı delilik kırıntısını.
Ortada kıvılcımsız, harareti alınmış buzdan parıltı,
Ufka bağlı gece: hükmü düşmüş saçak döküntüsü.
Lambada cin yoktu; bozuk zil, eğri barkod,
Dehliz külleri üzerimizde; kirli stok, uyumsuz periyot.
Sürüklenen adımlar çukura yakın; ölçüsüz, cılız,
Çifte büklüm biçimler loşlukta arızalı, sessiz.
Demirin vidasına fısıldardı ince zırıltı,
Devin sofrası kurulmuştu; kürek yanlış, kazması şaşı.
Görünmez iplikler kafesleri daraltan sert örgü,
Boğaz düğümünde dilsiz iştah; kilitsiz sürgü.
Sahanlıkta üşürdü kıskaç; kesmeden çoğalan kesikli,
Kubbeye asılı buğu, gün alnında aykırı lekeli.
Çentik leğende yıkanmıştı zamandan sızan bulanık pıhtı,
Dönemeçte soluksuz et; kanatları tuhaf, kısa, kırpık.
Granit mengeneler öğütürdü zihnin kuru zırhını,
Kundaksız taşlar emmişti semanın hurdalı kalıntısını.
Gramlık frekans peşinde, sınırı çoktan aşınmış,
Düğüm çözülmeden iri; bedende eğik, kuralsız.
Sonunda herkes kendi hurdasının gölgesinde kutsal kırık,
Cümle doğmadan iptal; hece kendine çarpık.
Sönük panayır, diri kanca; kubbe epeydir içe kıvrık,
Adımızdan artan boşluk dilimizde ekşi, yabansı artık.