Sınıf önce ağızda başlar.
İnsan daha ne söylediğini bilmeden, ağzının içine bırakılmış paslı bir anahtarla konuşur. Harfler biraz eğri çıkar. Vurgu yanlış yere oturur. Fazla hızlı anlatır kendini, çünkü vakti hep azdır. Birinin onu bölmesinden, anlamamış gibi bakmasından, cümlesini ortada bırakıp menüye dönmesinden korkar. O yüzden kelimeleri peş peşe dizer. Açıklamaya çalışır. Kendini aklamaya çalışır. Suç ortada yoktur ama mahkeme kurulmuştur.
Masada çatal bıçak yer değiştirir, insanın çocukluğu ortaya çıkar.
Peçeteyi dizine koymayı bilirsin artık. Şarabı koklamayı öğrenirsin. Tabaktaki küçük porsiyonun tok tutmak için konmadığını, gösteri için orada durduğunu anlarsın. Yine de bir yerden sızar insan. Garsona gereğinden kibar davranırsın. Hesap geldiğinde yüzün hareket etmesin diye içeriden bir kası sıkarsın. Kartın çekilmesini beklerken, makinenin çıkardığı o ince sesi duyarsın. Küçük bir ölüm gibi. Onaylanırsa hayata dönersin.
Zenginlik sessizdir çünkü sesi başkalarına yaptırır.
Yoksulluksa konuşur. Poşet hışırdar, ayakkabı vurur, kapı gıcırdar, musluk damlar, komşu duyar, taksit günü yaklaşır, telefon ışığı yanar. Her şey haber verir. Hiçbir eşya susmayı bilmez. Ev, içinde yaşayanın açığını tutar. Tencerenin dibindeki yanık, banyodaki kireç, sehpanın köşesindeki şişme, duvarın rutubeti. İnsan bunları saklamayı öğrenir ama saklamak da sınıfsal bir emektir. Ütü, parfüm, hızlı temizlik, düzgün cümle, ölçülü kahkaha. Hayatın bütün yüzeyleri son anda toparlanır.
Kapı çalmadan önce ev başka bir şeye dönüşür.
Koltuğun üstünden hırka alınır. Bardaklar seçilir. En az çizilmiş olan çıkarılır. Çay koyulur. İnsan kendi evinde misafir gibi davranır. Yoksulluğun en ağır tarafı eksiklikten çok teşhirdir. Bakışın değdiği yerde eşya küçülür. Odanın havası değişir. Bir çift göz, yıllardır kullanılan masayı bir anda ucuzlaştırır. Masa bunu bilir. İnsan da bilir. Kimse söylemez.
Sınıf denen şeyin terbiyesi buradadır.
Birinin karşısında sesini ayarlarsın. Fazla bilmiş durmamak için geri çekilirsin. Fazla cahil görünmemek için öne eğilirsin. İki hareket arasında omurga eskir. İçeri girdiğin yerde halıya basmaya çekinirsin. Duvardaki tabloya bakarken bakış süreni kontrol edersin. Kitaplığı inceler gibi yapmazsın ama görürsün. Görmemiş gibi yaparsın. Görmemiş gibi yapmanın da görmüşlükle ilgisi vardır.
Asıl mesele para bitince başlamaz.
Para yokken insanın içinde bir memur yaşar. Her arzuyu dosyalar. Her isteğin önüne kırmızı kalemle çizgi çeker. Şunu alma, bunu ertele, oraya gitme, buna cevap verme, bunu hak etmedin, bunu sonra düşün. Sonra hiç gelmez. Arzu, bekleye bekleye şekil değiştirir. İhtiyaç gibi davranmaya başlar. İnsan kendini kandırırken bile tasarruflu olur.
Bir gömlek alınır, yalnız gömlek alınmaz.
O gömlekle girilecek yerler alınır. Orada kurulacak cümleler, dayanılacak bakışlar, saklanacak ter alınır. Koltuk altı leke yapmasın diye insan vücudunu daha uslu kullanır. Kahve dökülmesin diye eli yavaşlar. Bir kumaşı kirletmemek için kendi bedeninden şüphe eder. Sınıf, insanın üstüne giydiği şeyden önce, o şeyi mahvetme korkusudur.
Sonra biri çıkar, rahat ol der.
Rahatlık da mirastır.
Beden bunu hemen ele verir. Kimin sandalyesine yaslanarak oturduğu, kimin çantasını kucağından indirmediği, kimin kahkahayı boğazında tuttuğu bellidir. Bir oda, insanları eşit ağırlıkta taşımaz. Kimini içine alır, kimini kenara bırakır. Kenarda kalan, merkeze yürürken ayakkabısının sesini fazla duyar. Parkede çıkan ses bile ihanet eder.
Sınıf atlamak diye bir şey anlatılır sonra.
Merdiven temizdir, basamaklar aydınlık, yukarıda daha iyi bir hava vardır. Fotoğrafta öyle görünür. Ama insan yükselirken yanında kendi kokusunu da taşır. Çocukluktan kalma nem, anne babanın boğazında düğümlenen hesap, evde alçak sesle konuşulan borç, mutfakta yarım bırakılmış cümle. Bunlar bavula konmaz. Bavulun astarına işler.
Yeni çevre buna kültür der. Eksik bulduğunda inceltir. Fazla bulduğunda kabalık sayar. Senin geçmişin, onların masasının altında sessizce bekleyen bir köpek olur. Sevilmez, kovulmaz da. Yalnız varlığı hatırlatılır.
En çok da iyilik ederken.
Bir davet, bir tavsiye, bir tanıştırma, bir kapı aralama. Hepsi temiz görünür. Temiz olan şeyler daha derin keser. Çünkü kirli bir hakaretle kavga edebilirsin. Steril küçümsemeye cevap verilmez. O, insanı açıkça ezmez. Daha uygun bir yere yerleştirir. Sesini biraz kısar. Adını doğru telaffuz eder, hayatını yanlış okur.
Böyle yerlerde insan kendini başkalarının nezaketinden toplar.
Teşekkür ederken biraz eksilir. Kabul ederken biraz borçlanır. Reddetse nankör, kabul etse küçük düşer. Kapı aralanır ama eşik büyür. İçeri girdiğinde bile dışarıda kalmış bir parçan olur. O parça montunu tutar, yüzünü asar, erken kalkmak ister.
Kimse sınıfını tamamen geride bırakmaz.
Yalnız onu daha iyi saklayan odalar bulur. Daha düzgün cümleler, daha iyi ışık, daha sessiz tabaklar. Bir süre sonra insan kendi yoksulluğuna üçüncü şahıs gibi bakmayı öğrenir. Eski bir fotoğraf gibi. Sararmış, komik, biraz acıklı. Orada kalan çocuğun üstü başı düzeltilir zihinde. Saçı taranır. Elindeki naylon poşet kadrajdan çıkarılır.
Ama çocuk çıkmaz.
Bir akşam, pahalı bir lavaboda ellerini yıkarken geri gelir. Mermer soğuktur. Sabun fazla güzel kokar. Aynada yüzün toparlanmış görünür. Dişler düzelmiş, cümleler oturmuş, üstündeki kumaş artık kendini ele vermiyordur. Su akar. Parmaklarının arasından eski evin mutfağı geçer. Musluğun dibindeki kireç, annenin sesi, babanın sessizliği, fişin arkasına yazılmış hesap.
Elini kurularsın.
Kapıyı açarsın.
İçeride herkes gülüyordur.
Sen de gülersin.
Yalnız aynada kalan buhar, senden önce sınıfını tanımıştır.
